logo

Türkiye Bayrağı Geyve Eşme Köyü Ne Mutlu Türküm Diyene Geyve Sakarya

Adı Duyulmamış Kahramanlar Kitabının Tanıtım Proğramında İzdiham Yaşandı

adi-duyulmamis-kahramanlar-kitabinin-tanitim-programinda-izdiham-yasandi-2

1. VİDEO

2. VİDEO

3. VİDEO

“Adı Duyulmamış Kahramanlar”Kitabının Tanıtım Proğramında İzdiham Yaşandı
Eğitimci-Yazar Ali Çetinkaya’nın ilk kitabının Tanıtım Proğramına Eski Sakarya Bayındırlık ve İskan Müdürü Cengiz ALBAYRAK ,Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi DUMAN, Sakarya Yazarlar Şairler Derneği Başkanı Çetin Elveren ve dernek üyeleri Refi Yener, Ayhan Akgül, Muharrem Aytekin, Dursun Yelkenci ile Türkiye Yazarlar Birliği Sakarya Başkanı Hasan Topçu, MHP Yönetim Kurulu Üyeleri ve eski başkanlar Cemalettin DİNÇER,Ahmet Pehlivan,Geyve Belediyesi Meclis Üyesi Engin TOKLU , Ülkücü Gençler, Öğretmenler, vatandaşlar, veliler ve öğrenciler , Çevre il ve ilçelerden katılıma basın yayın kuruluşları yoğun ilgi gösterdiler .
Eğitimci Yazar Ali Çetinkaya Çanakkale’den Cumhuriyete “Adı Duyulmamış Kahramanlar” Kitap Tanıtımı ve Söyleşi Geyve Anadolu İmam Hatip Lisesi Konferans Salonunda Geyvelilerin büyük ilgi göstermesiyle gerçekleşti.
Geyve İlçesi merkez Kazımpaşa İlkokulu öğretmenlerinden Ali Çetinkaya, Çanakkale’den Cumhuriyete kadar işgalci güçlere karşı yaşadığı toprakları savunan ve bu güne kadar ” Adı Duyulmamış Kahramanlar ” ın bazılarını bir kitapta buluşturdu.

 

SİPARİŞ ADRES :
Orhun Yayınevi orhunkitabevi@hotmail.com
Amacının da; ” Canını Türk Milletine siper edip, vatan ve millet için gerektiğinde gözünü kırpmadan canını feda eden ve ömrünü bu uğurda harcayan başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün kahraman Türk evlatlarını tanıtmak ve gelecek kuşaklara aktarmak en önemli görevimiz ve boynumuzun borcudur.” olduğunu açıkladı ve şu bilgileri verdi:
ali-cetinkaya-adi-duyul
” Çanakkale’de, Yemen’de, Sarıkamış’ta, Balkanlarda, İstiklal Savaşında binlerce kahramanlarımız var. Yokluklarla dolu mücadelelerini zaferlerle kapatmışlardır. Bu kahramanların tanınmasını istedim. Bunu da bir boyun borcu gördüm. Bir yıllık çalışma süremde 70 başlıkta 85 kahramana ulaşabildim. Bundan sonra diğer tarihçiler tarafından da çalışmalar yapılır diye umuyorum. Bu kahramanları, Türklerin yaşadığı coğrafyadan derledim. Mesela; Makedonya’dan Ohri’li Kemal var. Hemen hemen her bölgeden kahramanlarımız var.

 

Ailemden de var, babamın babası var, Adapazarı Bakırlı’lı Mehmet Çavuş. Ferizli İlçesine bağlı (Abdulrezzak) Konuklar köyünden Karatepeli Halil, benim dedem olur onun da annesinin abisi. Kadınlarımızın da bu kahramanlar arasında önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Gene Bakırlı ‘dan Gülsüm Gelin ki benim babaannemdir. Tarihimiz sayılamayacak kahramanlar ile dolu. Ben 85 kahramanla bir çalışma yaptım.”
“93 Harbi, yanı Rus Savaşı Balkanlara düşen ateş topu gibiydi. Canlar gitti, vatan toprağı gitti. Kimileri can pahasına düştü yollara, İstanbul İstanbul diye. Kimileri direnmeye çalıştı, kolay mı terketmek evi, barkı, yeri, yurdu,geçmişi, anıları..
Mehmet Çavuş daha çocuk yaşlardaydı. Meydanı boş bulan Bulgar Çeteleri köylere baskın yapıyor, öldürüyorlardı çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden. Ağa idi babası Mehmetin. İki köyü, malı, mülkü çoktu. Kolay değildi bırakıp gelmek. Birde büyük aile, köyün yarısı aileden. Amcalar, halalar, kardeşler, kardeş çocukları herkes onun gözüne bakıyordu. Birkaç defa püskürttüler Bulgar Çetelerini fakat daha fazla böyle gitmeyecek belli.
Topladı Ali Ağa ileri gelenleri. Karar çıktı, yarın yola çıkılacak. Bir öküz arabası nekadar alırsa, en değerli yükünüzü toplayın düşelim yollara.
Haberini almışlardı gidenlerden, İstanbul yığınla dolu. Birde yollarda soygun oluyormuş. Üç beş paralarını gocuklarının astarının içine gizlediler. Geldiler İstanbul’a, beklediler sokaklrada günlerce. Muhacir Komisyonu Adapazarına gönderdi onları. Fakat sıtma yaygın. Adapazarı sulak, sıtma canlar alıyor. Yürüdüler kuzeye doğru. Havadar güzel bir yer buldular, kurdular köyü oraya. Bakırlı Köyü.. Tarla açtılar ormandan, kömür yaktılar sattılar, geçimlerini sağlamaya başladılar.
Mehmet askerlik çağına gelmişti, gitti. Askerliğini yaparken I. Dünya Harbi patlak verdi. Ver elini Çanakkale Cephesi. Ateşin, ölümün ortasında buldu kendini. Birgün bir top mermisi çukurunda kuru tayınlarını yudumladılar, üç arkadaştılar. Tam ayağa kalktılar ki açılan ateşte iki arkadaşınıda kaybetti. Kendisi şanslıydı tüfeğinin dipçiği koptu sadece.adi-duyulmamis-kahramanlar-kitabinin-tanitim-programinda-izdiham-yasandi-027
Sonra başka bir gün yaralandı omuzundan. Kurşun yarası, sargı yerinde iyileştirdiler. Tekrar cepheye döndü. Bir başka sefer süngü hücumunda yarandı. Yine iyileşti, tekrar cepheye. Bir başka hücumda esir düştü İngilize. Fakat künyesinin ipi kopmuş, savaş meydanında düşmüştü künye. Buldular arkadaşları, gönderdiler köyüne. “Başka bir şey bulamadık sadece künyesi var elimizde. Şehit oldu Ali oğlu Mehmet” dediler.
Feryatlar yükseldi anadan, babadan. Yeni evlenmişti Mehmet. Daha çocuğu bile yoktu. Gülsüm Gelin derlerdi eşine. Yıkıldı dünya başlarına. Derken dört yıl geçti, savaş bitti. Yıl 1918.. Teslim oldu Osmanlı. Almanlar yenildi bizde yenik sayıldık dediler. Mondros Ateşkesi imzalanınca bırakılan esirler yuvalarına dönerken Ali Oğlu Mehmet de çıkageldi. Şaşırdı herkes, sevinç, mutluluk şaşkınlık birarada.
Aradan bir yıl geçmişti ki, duyuldu Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkmıştı. Ümitler yeşerdi tekrar. Yunan kuvvetlerinden sayıca azdık. Genel seferberlik ilan edildi. Ali oğlu Mehmet tekrar askere çağırıldı. Batı Cephesi.. Yunanı bozguna uğrattıkları gün esir düştü Yunana. Esir değişimlerinde sağ salim dönmüştü tekrar yuvaya. Ali Ağanın büyük oğluydu ama Ağalık Bulgaristan’da kaldı. Mal, mülk, anılarla beraber.
Okumuş adamdı Mehmet. Muhtar yaptılar köye. Bütün yenilikler onun muhtarlığında yapılmış. Yeni yazı, kılık kıyafet, hatta sonra türkçe ezan denemesi. Birde soyadı kanunu, en çok da onu anlatırmış.
Yunan işgalinde başta İzmir olmak üzere, bölge vali ve garnizonlarına emir göndermiş İstanbul Hükümeti. Bir Hasan Tahsin çekmiş silahını düşmanın alnına, şehit olurcasına. Birde Ayvalık Jandarma Alay konutanı Albay Ali Bey uymamış İstanbul Hükümetinin emrine. Askerleriye birlikte karşı koymuş düşman işgallerine. Bu Albay Ali Bey’i anlatırmış anılarında.
Sonra Mustafa Kemal, Albay Ali Beyi Ankaraya çağırmış. Beraber vermişler Kurtuluş ve Cumhuriyet mücadelesini. İstiklal Mahkemeleri Başkanı olmuş Albay Ali Bey. Sonraları da ilk hükümetlerde İmar ve İskan Bakanı olmuş. Soyadı Kanunu çıkınca da Çetinkaya soyadını almış Albay Ali Bey.
Mehmet Çavuş da, bizimde soyadımız Çetinkaya bundan böyle demiş. Gururla taşıyoruz Çetinkaya soyadını. Mustafa Kemal, İstiklal Madalyasıyla ödüllendirmiş diğer kahramanlar gibi Mehmet Çavuşu da.
Madalya Kanununa göre madalyayı taşıma hakkı bende. Madalyası da, beratı da, Mehmet Çavuşun askerlik fotoğrafıda duvarımda asılı. Rahat uyu Mehmet Çavuş. Madalyanı da, soyadını da gururla taşıyorum. Mekanınız cennet olsun. Allah sizden ve sizin gibi kahramanlardan razı olsun.”
15 Mayıs 1919 Yunan zırhlı gemileri İzmir açıklarında ve bir kısım askerlerini yolcu gemileriyle getirmişler. Karaya çıktıklarında saat 10:30’ du. İstanbul Hükümeti, İzmir Valisi ve garnizonlarına ve Egedeki diğer vilayetlerin vali ve garnizon komutanlarına ve inzibat birimlerine işgale karşı konulmayacak emrini telgrafla bildirmişti. Düşmanın yerli işbirlikçileri de, “Yunan ordusu padişahımız efendimizin daveti üzerine gelmiştir” propagandası yapıyordu.
Yunan ordusu karaya çıktığında İzmirli Rumlar ve yerli işbirlikçiler ellerinde Yunan bayraklarıyla, alkışlarla karşıladılar.
Türklerden de büyük bir kalabalık vardı. Öfke ve korku içerisinde bir şey yapamamanın çaresizliği ile işgalci Yunan Birliklerini ellerinde Yunan bayrakları ile karşılayan yerli Rumların ve yerli işbirlikçilerinin en önünde baş kilisenin baş papazı Hrisostomos arkasında bir gurup papazla Yunan Komutan Albay Zafiri’nin yanına gelerek önce çizmelerini öptü, sonra ayağa kalktı, “Hoş geldiniz” dedikten sonra Yunan milletinin 3000 yıllık bir ayrılık sonunda buradaki ırkdaşlarını Türklerin zulmünden ve esaretten kurtardıklarından dolayı tanrıya minnet ve şükran duygularını sunmuş ve sevinç gözyaşları içinde gelenleri takdis ettikten sonra elindeki İncili havaya kaldırarak, Yunan askerlerine, “ne kadar Türk kanı dökerseniz o kadar sevap kazanacaksınız” diye vaaz vermiştir. Olanları izlerken aralarından biri bu durumu onuruna yediremedi. Bağırdı, “Böyle elinizi kolunuzu sallayarak gelemezsiniz, vatanımızı böyle işgal edemezsiniz!” diye haykırdıktan sonra çekti belinden silahını, beş kurşun vardı silahında. Yunan bayrağını atının üstünde elinde dimdik tutan Yunan sancaktarına doğrulttu silahını, beş kurşunu da boşalttı. Biri alnının ortasına, ikisi göğsüne isabet etti. Devirdi bir kütük gibi yere.
Yunan birlikleri önce panikledi. Sonra baktılar ki bir kişi. Çevirdiler Hasan Tahsin’in etrafını, süngülediler oracıkta. Önce göğsünden, sonra neresine gelirse oradan… Şehit ettiler Hasan Tahsin’i. Biraz ötede panikleyen bir kalabalığın üzerine ateş açtılar. Tam 63 kişi oracıkta şehit edildi. Garnizonlara girdiler. İşgale karşı bile koymayan askerleri de komutanlarını da çıkardılar sokağa, üzerlerinde ne varsa aldılar. Aşağılarcasına bir kısmını gemilerine götürdüler. Bir kısmını da yığdılar meydana, “Zito Venizelos” diye bağırmalarını istediler. Bağırmayanları süngülediler oracıkta şehit ettiler. “Zito Venizelos” diye bağırmayan Süleyman Fethi Bey şehit edildi. Sonra bir bir İzmir’in sokakları, ilçeleri işgal edildi. Her girdikleri yerde zulümleri artarak devam etti. Taa ki 9 Eylülde denize dökülene kadar.
Efeler, çeteler, kahramanlarımız, köylüler direndiler düzenli ordu kurulana dek. İnönü’de iki defa püskürttük geriye, fakat tekrar toparlandılar. Sakarya Meydan Savaşı’nda zafer bizimdi, ancak bu da kesin bir sonuç değildi.
Başkomutan Mustafa Kemal 26 Ağustos 1922’ye kadar orduyu hazırladı. Yanında değerli komutanlar. Savaşın başından sonuna kadar savaşın içinde olan birde Yüzbaşı Şerafettin vardı, bölüğünün başında.
26 Ağustos sabahı başlatılan Büyük Taarruz, 30 Ağustosta zafere dönüştü. Artık kaçan Yunan kuvvetlerini takip ve çevirme harekatı başlamıştı. Dağılan Yunan kuvvetlerini imha ederek, esir alarak, kaçanları da kovalayarak İzmir’e geldiğimizde 9 Eylüldü. İzmir’e ilk giren komutan, Süvari Birliğinin başında Yüzbaşı Şerafettin’di. Bir düşman kurşunu ile vücudundan yaralanmasına rağmen Yunan kuvvetlerinin peşini bırakmadı.
O gün İzmir’in halini görmeliydiniz. Kaçan Yunan birlikleri her yeri ateşe vermiş, İzmir alevler içindeyken vapurlara, kayıklara atlayanlar, boğulanlar… Mahşer yerine döndü İzmir. Yunanlılara cehennem oldu.
Tam o sırada İzmir’e ilk giren komutan Yüzbaşı Şerafettin’di. Atından indi. Yanında arkadaşı ile birlikte koşarak Konak’taki Hükümet Binasına yöneldi. Merdivenleri hızla çıkarak yunan bayrağını indirip, üniformasının içinde sakladığı bayrağı çıkardı. Bayrak vücudundan sızan kanla kanlanmıştı. O Türk bayrağını Hükümet Konağının gönderine çekti. O sırada İzmir Rumlarının baş kilisesinin papazı Rum Metropolit Hrisostomos, Konak Meydanına getirilip linç edildi. Baş kilise Ayafotini’de top atışlarıyla yıkıldı. Ve işgal 9 Eylülde bitirildi.
Sakarya Meydan Muharebesinden sonra dünyanın her yanından Türk temsilciler kutlama telgraflar, heyetler gönderip zaferimizi kutluyorlardı. O yıllarda Rusya’daki Bolşevik İhtilali’nden bir fırsat bularak Buhara’da Türkler Buhara Türk Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Devlet Başkanları bir heyet göndererek Mustafa Kemal Paşa’yı ve Türk zaferini kutladılar. Heyet ile bazı hediyelerde gönderilmişti. Astragan deriler, kalpaklar, Timur’un Kur’an-ı Kerim’i de Mustafa Kemal’e gönderilen hediyeler arasındaydı. Bunlardan başka üç tane de altın kılıç gönderilmişti. Sapları değerli taşlarla süslenmiş üç altın kılıç. Bunlardan biri İnönü Savaşlarını kazanan İsmet Paşa’ya, diğeri Sakarya Savaşını kazanan Mustafa Kemal Paşa’ya verilmek üzere, üçüncü kılıç ise İzmir’e ilk giren komutana verilmek üzere gönderilmişti.
Kılıçların biri Mustafa Kemal Paşa’ya, biri İsmet Paşa’ya hediye olarak verildi. Üçüncü kılıç ise İzmir’e ilk giren komutana verilmek üzere muhafaza edildi.
İşte bu üçüncü kılıç 9 Eylülde İzmir’e ilk giren Komutan Süvari Yüzbaşı Şerafettin’e, 11 Eylül 1922 günü yapılan bir törenle Mustafa Kemal Paşa tarafından verildi.
“Bütün cihan işitsin ki efendiler. Artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır.”
Mustafa Kemal Atatürk.
Orhun Yayınları tarafından basımı yapılan kitap, Çanakkale’den Cumhuriyete adı duyulmamış kahramanların hikâyelerini konu alıyor.
Ali Çetinkaya kitapla ilgili şunları söyledi: “Uzun zamandan beri üzerinde çalıştığım “Adı Duyulmamış Kahramanlar” adlı kitabım 15 Ekim itibariyle basımı yapıldı.
Kurtuluş Savaşı’nın adı duyulmamış kahramanlarını, onları ön plana çıkaran olaylarla birlikte kaleme aldım. Kadın kahramanlar, çocuk kahramanlar, efeler, çeteler, casuslar, havacı kahramanlar, din adamları, futbolcu kahramanlar ve en son bayrağı 9 Eylül’de İzmir’de hükümet konağı gönderine çeken Yüzbaşı Şerafettin ile bitirdim.
Orhun Yayınları’ndan çıkan kitap 10 bin adet basıldı. Kendi kategorisinde kapsamlı ve iyi bir çalışma meydana getirmeye gayret ettim. Takdiri değerli okuyuculara bırakıyorum. İnşallah hayırlı olur, saygılar sunarım.”
ali-cetinkaya-a
Ali Çetinkaya kimdir?
1964 yılında Adapazarı Bakırlı Köyünde doğdu. İlköğrenimini Bakırlı da tamamladı. Ortaokul ve Lise eğitimini Arifiye Öğretmen Lisesinde ve Samsun Ladik Akpınar Erkek Öğretmen Lisesinde yaptı. Trakya Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitirdi. Kahramanmaraş ve Bartın İllerinde görev yaptı. 1998 yılında Sakarya Geyve İlçesine atandı. Geyve Çengel Köy İlkokulunda görev yaptıktan sonra , Geyve İlçesi merkez Kazımpaşa İlkokulunda görevine devam ediyor. Evli ve dört çocuk babasıdır.Kaynak (sakarya54.net)

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
Geyve Haber Reklam Medya Basın

Yeni Yorumlar Kapalı.