24 Kasım Öğretmenler Günü Geyve

logo

Türkiye Bayrağı Geyve Eşme Köyü Ne Mutlu Türküm Diyene Geyve Sakarya

Geyve – Alifuatpaşa – Taraklı – Pamukova

Geyve

GEYVE HAKKINDA GENEL BİLGİLER

NÜFUSU
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre İlçemizin merkez nüfusu 21.317’dir.
Köyler ile birlikte nüfusumuz 46,892 dir. Toplam nüfusun % 45’ı şehir ve
kasabalarda, % 55’ı ise köylerde yaşamaktadır.

COĞRAFYASI
Geyve merkezinin rakımı 80 metre, yüzölçümü ise 780 km2 dir. Arazinin
Sakarya nehri boyunca Bayat Köyü,Eşme Köyü ve Doğantepe Köyü arasındaki
takriben % 20 lik kısmı ova, bakiye % 80’i ise dağlık ve ormanlıktır.
İlçenin Doğusu Taraklı ve Karapürçek, Batısı Pamukova, Kuzeyi Adapazarı
(Sakarya Merkez) ve Sapanca, Güneyi ise Osmaneli ve Gölpazarı ilçeleri
ile hem huduttur.
YER YÜZÜ ŞEKİLLERİ
İlçenin Yeri ve Yüzey Şekilleri İlçemiz Marmara Bölgesi’nin doğusunda,
İlimizin Güneyinde yer alır. Yüzölçümü 62.852 hektardır. Alan itibarıyla
Sakarya ilinin ikinci büyük ilçesidir. İdari sınırlar olarak Doğusunda
Taraklı, Batısında Pamukova ve Osmaneli, Güneyinde Gölpazarı ve Kuzeyinde
Merkez İlçe Adapazarı bulunmaktadır. İlçe merkezinin deniz seviyesinden
yüksekliği 80 metredir. İlçenin en yüksek yeri 1.040 metre yükseklik ile
Çine taşı tepesidir. İlçenin en önemli akarsuyu Sakarya nehri olup, ilçe
merkezinin hemen kenarından geçmektedir. Sakarya nehri ovadaki tarımın
can damarıdır.GEYVEDAĞLAR4

BİTKİ ÖRTÜSÜ
Bitki Örtüsü İlçenin doğal bitki örtüsü genellikle ormandır. İlçede verimli
topraklar ve sahip olduğu iklim özellikleri nedeni ile turunçgillerin
dışında hemen tüm ürünler yetiştirilir. Üretimi yapılan başlıca ürünler;
bağcılık, meyvecilik (elma, ayva, şeftali, kiraz), sebzecilik ve hububattır.Geyve Dağ Çiçekleri Geyve Dağları24

İKLİMİ
İklim İlçemizin iklimi, Türkiye’de görülen Akdeniz, Karadeniz ve İç Anadolu
Karasal iklimlerin karışımı olup geçit bölgesi özelliği gösterir.Geyve Dağları Kar Manzaraları7

TARİHİ
İstiklal harbi komutanlarından Ali Fuat CEBESOY Paşa şimdi kendi adı ile
anılan kasabamızda karargâh kurarak milli mücadelede mühim vazifeler ifa
etmiştir. Bunun neticesinde Geyve işgal görmemiş, düşman buraya yaklaşamamıştır.
İlçemizin ismi Rumca GEKVE kelimesine dayanmaktadır. Türklerce Geyve
söylenegelmiştir.
Geyve Türklerce 1312’de Osman Gazi Devrinde fetih edilmiştir. Tarihi
olarak 150 akçelik bir Kazayı şerif olduğu kaydedilmiştir. Geyve 1338 de kaza
olmuştur. 33 Km.lik bir yolla Sakarya’ya bağlıdır. Milli Mücadelenin önemli
merkezlerinden biridir. 1920`lerde Yunan işgal ve hücumları karşısında derhal
“Geyve ve Havalisi Grup Komutanlığı” adı ile milis teşkilatı kurulmuştur.
Alifuatpaşa

 

ALİFUATPAŞA TARİHÇESİ

Sakarya Nehri üzerinde FATİH’ İN OĞLU 2.BAYAZİT tarafından 1495 tarihinde yaptırılan
198 m. boyunda 7.5 m.eninde muhteşem tarihi köprünün çevresine yerleşilmesiyle başlar.
Sakarya Nehri’ nin doğu ve batı kıyılarını birbirine bağlayan köprü yerleşimi
hızlandırmış,o tarihten bu güne köy hüviyetini alan köprüden dolayı da Köprü ismi ile
anılan ,cumhuriyet dönemi başlarında İstanbul,Eskişehir,Ankara devlet demir yolları
hattının kasabanın içinden geçmesi ile,geniş bir bölgenin istasyon ihtiyacını
karşılamasından dolayı Köprü İstasyon olarak anılmaya başlamıştır.1954 yılında
belediye olmuş belediye encümeni kararıyla istiklal savaşında GEYVE BOĞAZI MÜDAFASI
‘nda komutan olarak karargahını buraya kurmasından yine bu bölgede ilk KUVA-İ MİLLİYE
hareketini başlatması ve üstün hizmetlerinden dolayı kasabanın ismi ALİFUATPAŞA
olması oy birliği ile kabul edilmiştir.

Bu karar sayın Cebesoy’a tebliğ edilerek davet edilmiş,davete icabet eden Atatürk’ün
sınıf ve silah arkadaşı devlet adamı sayın orgeneral Alifuat Cebesoy kasabaya bizzat
gelerek geyve Boğazı müdafasında ilk mitralyözünü kurduğu noktayı asasıyla göstererek
naşının buraya gömülmesini vasiyet etmiş 1968 yılını da vefatıyla naşı vasiyet ettiği
yere defnedilmiştir.

Alifuatpaşa 1919 Kopru Sakarya

YOL DURUMU

Alifuatpaşa Sakarya ilinin bir sayfiye banliyösü durumunda olup Sakarya Üniversitesi’
ne 30 km.mesafesindedir.
İSTANBUL-ESKİŞEHİR-BURSA-ANTALYA E-5 karayolu kasabanın içinden geçmektedir. yine
buna paralel olarak İSTANBUL-ESKİŞEHİR-ANKARA-KONYA devlet demir yolu yine
Alifuatpaşa’dan geçmektedir.İSTANBUL-ANKARA-BAĞDAT Eski ipek yolunun aynı güzergahında
İSTANBUL-ANKARA yolunu 90 km.kısaltan yeni ulaşım yolu da yine kasabamızdan bir
köprü ile geçerek 1998 yılında hizmete açılmıştır.

SAĞLIK

Alifuatpaşa’da 1986 yılında hizmete giren tam donanımlı bir sağlık ocağı,bir ssk
muayene istasyonu ile GEYVE İLE ALİFUATPAŞA arasında tam teşekküllü bir devlet
hastanesi mevcut olup merkeze uzaklığı 2kmdir.

EKONOMİ

Alifuatpaşa halkının yarısı ziraat yarısı da ticaret ve fabrika işçiliğine dayanan
gelir kaynakları vardır.Ziratte üzüm,kiraz,ayva,elma,zeytin,kısmen bostan ve sebze
üretimi kalite ve verim olarak dünya standartlarındadır.Şen Piliç Tavuk Entegre
Tesisleri,Kastaş Beton Kaplama Tesisleri,Ak Gıda süt ürünleri işleme fabrikası ve
Triko sanayi yanında Kazdal Ağaç sanayi,İlhan Tan ve Metin Dinlenme Tesisleri
mevcuttur.

NÜFUS DURUMU

Alifuatpaşa merkez ve çevresindeki 21 yerleşim birimleri ile nüfusu 27000 dir,mevcut
PTT den 650 emekli devlet memuru ,620 ssk emekli işçisi,1400 emekli bağkurlu v e 75
adet Tarkur emeklisi maaş almaktadır.

EĞİTİM VE SOSYAL KURUMLARI

Alifuatpaşa ‘da Alifuatcebesoy Meslek Yüksek Okulu, ,3 İlköğretim okulu,Kuva-i
Milliye Müzesi ,bir kütüphane ve bir adet futbol sahası mevcuttur

ALİ FUAT CEBESOY PAŞA

Orgeneral Ali Fuat CEBESOY Alifuatpaşa

Trablus’ta savaş başlar başlamaz (1911) oraya ilk gidenler arasındaydı. Balkan Savaşı
sırasında Karadağ’da, Yanya Kalesinde, Pista ve Pisani muharebelerinde, 1. Dünya
Savaşının başında tümen komutanı olarak katıldığı Kanal Hareketinde, büyük başarılar
gösterdi. İstanbul Hükümeti’nin İçişleri Bakanı, Mustafa Kemal’in görevsizliğini bir
genelgeyle açıklayınca Ali Fuat Paşa’da kendi bölgesindeki valilere ve mutasarrıflara
kendisinden gelecek emirlere göre hareket edilmesini bildirdi (1919). Ayrıca, her
tarafta Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin kurulacağını ilgililere
hatırlattı. Bu çabaları takdirle karşılandığı için, Sivas Kongresi sonrasında Cebesoy,
Umum Kuvayı Milliye komutanı olarak görevlendirildi.
Kendisini çekemeyenlerce Çerkez Ethem taraftarlığıyla suçlandı. Doğru olmadığı
sonradan belgelerle ortaya konan bu suçlama üzerine, ayaklanmaların bastırılmasından
sonra, Ankara’ya çağrılarak Moskova Büyükelçiliğine atandı. Mustafa Kemal’in
talimatını yerine getirmekle yükümlü olduğu bu zor görevi başarıyla yürüttü ve
10 Mayıs 1921’de Ankara’ya dönerek Mecliste siyasi çalışmalarına başladı. Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti başkanlığını yaptı. 1925’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının
kurucuları arasında yer aldı. Ertesi yıl (1926) İzmir Suikasti dolayısıyla Ali Fuat
Paşa da tutuklandı, yargılandı ve beraat etti.

Cebesoy’un ikinci dönem siyasi hayatı İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı yıllarında başladı.
Milletvekili olarak tekrar Meclise girdikten sonra Bayındırlık Bakanlığı (1939-1943)
ve bir ara TBMM Başkanlığı da (1947-1950) yaptı. 1968 yılında ölmüştür. Kabri
Alifuatpaşa Merkez Camisindedir.
Taraklı

TARAKLI TARİHÇESİ

Eski adı “ Dablar” olan Taraklı’nın Hellenestik dönemde “Bytinia” adını alan bölge
içinde olduğu bilinmektedir. Hisartepe’de bulunan iki sarnıç M.Ö. l. bin ile M.Ö.
2000 arasını tarihlemektedir.
Osmanlı Devletinin kuruluşundan önce, Ertuğrul Gazi zamanında, Osman Bey’in Komutanı
Samsa Çavuş Sakarya Vadisindeki Sorkun, Yenice Tarakçı (Taraklı) ve Göynük taraflarına
akın düzenlemiş, Hırıstiyan ahalinin yaşadığı bu toprakları Bizanslılardan alarak
Osmanlı Beyliğinin topraklarına katmıştır.
Taraklı’nın Osmanlı topraklarına katılışı ile ilgili olarak yapılan inceleme ve
araştırmalarda fethin tarihi olarak 1289 ile 1293 yılları arasında ihtilaf olmakla
birlikte, Taraklı’nın Osmanlı Beyliği topraklarına katılışı Beyliğin Anadolu Selçuklu
Devletine yarı bağımlı olduğu yıllara rastlar. Ayrıca Taraklı’nın fethinde Samsa
Çavuşla beraber kesin işbirliği içinde olan Harman-Kaya Beyi Köse Mihal’inde etkisi
olmuştur.
Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferine çıkarken Taraklı’da konaklayarak Veziri Yunus
paşaya yaptırdığı ve şu anda kendi adıyla anılan Yunuspaşa camii diğer adıyla
kubbelerindeki kurşunlarla ünlenen Kurşunlu camii 1517 yılında tamamlanmıştır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bahsedildiği üzere İlçede halkın şimşir kaşık ve tarak
yapması nedeniyle adının Yenice Tarakçı olarak anıldığı belirtilmektedir. Bu isim
zamanla halk dilinde Taraklı olarak değişmiştir.Yavaş Şehir Taraklı taraklı Taraklıda Haber medya Video 2
COĞRAFYASI
İlçenin yüzölçümü 334 km2 olup,bu alanın % 20 si tarım alanı, %60 ı orman ve
fundalık alan, %10 u çayır ve mera alanı, %10 u tarım dışı alandır.
Taraklı, Marmara Bölgesinin Doğusunda Sakarya İli sınırları içindedir. Başkent
Ankara’ya 270 Km.dir. Başkentin Kuzey Batı kısmında yer almaktadır.
Taraklı İlçesi ormanlık bir arazi yapısına sahip olup dar bir vadide kurulmuştur.
Etrafı yüksek dağ ve tepelerle çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 485 metredir.
İlçenin doğusunda Bolu İli Göynük İlçesi, batısında Geyve İlçesi, güneyinde Bilecik
İli Gölpazarı İlçesi ve kuzeyinde Akyazı İlçeleri bulunmaktadır. İlçe Marmara
bölgesinde olmasına rağmen Karadeniz iklimine sahiptir.
Taraklı İlçesi ve çevresinde bir yılda dört mevsim yaşanır. Genelde kış mevsimi
Kasım ayında başlar ve Nisan-Mayıs ayına kadar devam eder. Kar erken yağar ve erken
kalkar. Yazlar, kurak ve geceleri soğuktur. Kış mevsiminde ise kar az yağar fakat
ayaz ve don olur. İlkbahar donları genelde meyve bahçelerine zarar verir.
Doğal bitki örtüsünü ormanlar oluşturmaktadır. Dağların ve ormanların etekleri
fundalıklarla kaplıdır.
İklim ve Bitki Örtüsü
İlçemiz Marmara bölgesinde yer almasına rağmen ilçenin genelinde karasal iklim
özellikleri görülmektedir.
Taraklı İlçesi ve çevresinde bir yılda dört mevsim yaşanır. Genelde kış mevsimi
Kasım ayında başlar ve Nisan-Mayıs ayına kadar devam eder. Kar erken yağar ve erken
kalkar. Yazlar, kurak ve geceleri soğuktur. Kış mevsiminde ise kar az yağar fakat
ayaz ve don olur. İlkbahar donları genelde meyve bahçelerine zarar verir.
Doğal bitki örtüsünü ormanlar oluşturmaktadır. Dağların ve ormanların etekleri
fundalıklarla kaplıdır.

Taraklı’da Kültür
Sakarya’nın eski Osmanlı evleriyle ünlü tarihi Taraklı ilçesi kültür turizmin gözdesi
oldu. 5 yıl önce yolu bile bilinmeyen Taraklı’daki tarihi eserlerin onarılması ve
yoğun tanıtım çalışması, ilçenin kaderini değiştirdi.
100’ü aşkın tescil edilmiş ev ve konaklar ile Mimar Sinan tarafından yaptırılan 493
yıllık Yunus Paşa Camisi Taraklı’ya gelenleri kendisine hayran bırakıyor. “Tarihi
eserlerde yapılan onarım çalışmaları ve tanıtım çabalarıda İlçenin son yıllarda
kültür turizminin gözdesi haline getirerek turlara dahil edilmiştir.
Bir zamanlar yolu bilinmeyen Taraklı artık önemli bir kültür turizm merkezi gelmiş
“İlçede tarihi yapılarla ilgili büyük bir restorasyon çalışmalarına başlanılmış
Tarihi çarşıda bulunan 64 dükkanın 55’i onarılarak evlerin yüzde 20’si bakım tadilatı
yapılması Taraklı’nın çehresini değiştirmiştir. Sakarya’nın en uzak ve dağlık
bölgesinde bulunan ilçemize Sakarya, diğer ilçelerden, hem de yurtdışından en çok
gelinen, ziyaret edilen ilçelerin arasında girmiştir.
Taraklı’nın bozulmamış tarihi dokusunu muhafaza etmesi sebebiyle büyük ilgi görmekte
olup, Osmanlı ahşap mimarisinin en güzel örneklerini barındırmaktadır. “İlçedeki
tarihi dokuya ilgi her geçen gün artmakta olu, Taraklı’yı bir kere gelip gören bir
daha gelmek istiyor. Çünkü huzur veren tarihi yapısı insanları buraya çekiyor.
Türkiye’ye gelen yabancı turistler de Taraklı’ya uğruyor. Kültür turizminin ölü kabul
edildiği yaz aylarında bile Taraklı büyük ilgi görmekrtedir.
Yunus 493 Yıldır Dimdik Ayakta Duruyor
Taraklı’da Osmanlı Sadrazamlarından Yunus Paşa tarafından 1517 yılında Mimar Sinan’a
yaptırılan Kurşunlu Camii’nin ziyaretçilerin en çok uğradığı yer olmakla birlikte
“Bu güne kadar onlarca deprem gören cami hala dimdik ayakta. İnsanların inanası
gelmiyor. 493 yıllık cami yıllara meydan okuyor. Cami ilginç mimari özelliği ile
dikkat çekiyor. Mimar Sinan yapıya taş bloklar yerleştirirken taşın ortalarını oyup
demir çubuk yerleştirdikten sonra üzerine harç yerine eritilmiş kurşun döktürmüş.
Cami bu sebeple sağlamlığı ile ender eserlerden biridir. Ayrıca yanında bulunan
hamamdan döşenen tesisatla alttan ısınma özelliğine sahiptir.
TURİZM
Kültür Turizmi
Yusufbey mahallesinde bulunan yaklaşık beş asırlık çınar ağacı kültür Bakanlığınca
doğal anıt olarak tescillenmiştir.
Yavuz Sultan Selim’in Veziri Yunuspaşa tarafından Mısır seferine giderken yaptırılan
Yunuspaşa camii Sakarya İlindeki en eski tarihi eser olarak yaklaşık beş yıl önce
Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarımdan geçirilmiştir. Caminin doğusunda yer alan
İlçe merkezinde Yunus Paşa Cami’ne yakın bir yerdedir. Hamamın ilk yapıldığı yıllarda,
hamamdan çıkan buhar, yakınındaki Yunus Paşa Camii’ni merkezi sistemle alttan
ısıtılmasında kullanılmıştır.
Termal Turizmi
Taraklı’ya bağlı Hacıyakup Paşalar köyündeki Bizans döneminden kalma kil hamamı
kaplıcaları hastalıklarına şifa arayanlar tarafından tercih edilmektedir.
Konumu: Sakarya İli Taraklı İlçesi Hacıyakup Köy sınırları içinde yer alan kaplıca
alanı Taraklı-Geyve Karayolu üzerinde bulunmaktadır.
Ulaşım Olanakları: Kaplıca alanı Sakarya İl merkezine 60 km., Taraklı İlçe merkezine
7 km., İstanbul’a 185 km. uzaklıktadır. Havayolu ulaşımı İstanbul Atatürk ve
Sabiha Gökçen Havaalanları, demiryolu ulaşımı ise 35 km. uzaklıktaki Sakarya İli
Alifuatpaşa İlçesindeki demiryolu ile sağlanmaktadır.
Yükseklik: Denizden yüksekliği 560 m. dir.
İklim Özellikleri: İklim açısından geçiş bölgesi olarak değerlendirilen yöre Akdeniz
ve Karadeniz (Marmara) iklim özelliği göstermektedir. Yazları sıcak ve yağışlı,
kışları ise ılık ve yağışlı geçmektedir.
Tedavi (Endikasyon) Özellikleri: Sağlık Bakanlığı’nca belirlenmiş tedavi özellikleri;
hekim kontrolünde banyo uygulamaları şeklinde kronik dönemlerinde; kas iskelet
hastalıklarının tedavisinde yardımcı ve tamamlayıcı tedavi unsuru olarak, ortopedik
operasyonlar sonrası gibi uzun süreli hareketsiz kalma durumlarında mobilizasyon
çalışmalarında, cerebral palsy gibi hastalıkların tedavisinde rehabilitasyon
amacıyla, nörovejetatif distoni gibi genel stres bozukluklarında ve spor
yaralanmalarında tamamlayıcı tedavi unsuru olarak kullanılabilir niteliktedir.
Termal Su Özellikleri
Kimyasal Özellikler: Akratotermal sular sınıfındadır. Kalsiyum 116-Sülfat 30-Sodyum
25-Hidrokarbonat 580-Magnezyum 5.2-Klorür 11-Potasyum 1.3-Nitrat 1-Alüminyum 1.2-
Serbest Karb. 10-Demir 0.41 Radyoaktivitesi: 13-25, Toplam Mineralizasyon: 853.36
mg/lt, Sıcaklık: 41 ºC
Yayla Turizmi
Karagöl Yaylası Taraklı’nın 21 km kuzeydoğusunda Samanlı Dağları’nın uzantısı olan
dağlar üzerinde yer alıp deniz seviyesinden yüksekliği 1200 metre dir. Etrafı tamamen
çam, kayın, köknar ve meşe ağaçları ile kaplı olan Karagöl Yaylası, 567 hektar
genişliğindeki alanıyla, bol oksijenli havası ve soğuk içme sularıyla doğal bir
tedavi merkezidir.
İlkbaharda karların erimesiyle sularla kaplanan yayla, nisan ayının ikinci yarısında,
sular tamamen çekildikten sonra doğa harikası bir görünüme bürünmektedir. Yaylada her
hafta cuma günleri pazar kurulur ve o gün akşama kadar çeşitli şenlikler yapılır.
Tamamen ahşaptan yapılmış yayla evleri ilgi çekmektedir. Her yıl yurt içinden
binlerce insanımız burada kamp kurup konaklamaktadır.
UZUNLUĞU: 8 km
ZORLUK DERECESİ: 1
ÖZELLİKLERİ: Yürüyüşümüzün başlangıç noktası olan Karagöl yaylasında (1200 r.k.) çam,
kayın, meşe ve köknar ağaçları bol miktarda bulunmaktadır. Bol oksijenli havası ve
nefis soğuk içme sularıyla her yıl binlerce doğasevenin kamp kurup konakladığı mükemmel
bir yayladır. Yaylanın üstünde bulunan kanallar ilkbaharda karların erimesiyle suyla
dolmaktadır. Yaylada bulunan evlerin büyük bir bölümü ahşaptan yapılmıştır.
İMKÂNLARI: Yayladaki ahşaptan yapılmış evlerin bazıları, yaz aylarında gelen
ziyaretçilere pansiyon olarak kiralanmaktadır.
TAVSİYELER: Yayla üzerinde bir çok küçük yürüyüş rotaları vardır. Yürüyüşe yeni
başlayanlar için idealdir. Yaylada her Cuma günü Pazar kurulur. Pazarda alışveriş
sırasında mutlaka yüzyıllardan beri sürdürülen ve geleneksel bir el sanatı olan
kaşık ustalarının ellerinden çıkmış, şimşir ve kayın ağaçlarından yapılmış kaşıklardan
alın. 200’e yakın usta çeyiz sandığından, telefonluğa, resim çerçevesinden, tepsiye,
rahleden, ekmek sepetine kadar birçok ürün yapmaktadırlar. Fotoğraf severleri güzel
kareler bekliyor. Büyük bir yayla olmasıyla kış aylarında çok kar olacağında tozluk
ve hedik kullanılmasını tavsiye ederiz
Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı ile Gençlik ve Spor
Müdürlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen doğa yürüyüşleri Taraklı Karagöl Yaylası’nda
yapıldı
Ayrıca 2009 Yılında Karagöl Mahtumlar Yaylasında yapılan suni karagöl gölü de yerli
ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Karagöl yaylasındaki göl piknik yapmak
ve kamp kurmak isteyenleri ideal bir manzara ile karşılamaktadır.
Mağara Turizmi
Hark Kanyonu ve Magarası
Taraklı, doğa turizmi açısından, eşine az rastlanır yörelerden biridir. Yüz ölçümünün
% 60’ı ormanlarla kaplı olan ilçe, coğrafî yapısıyla, bitki örtüsüyle, tabiat hârikası
mesire yerleri olan, Tuzla köyünden başlayan Hark kanyonu ve Magarası, Karagöl
Yaylası, Güngörmez Şelalesi, Kemer Köprüsü, Acısu, Hıdırlık Tepesi, Gürleyik Suyu,
Belengermesi, Hamza Pınarı, Çile Pınarı, Ak Çeşme ve Çoban Çeşmesi’yle görülmeye
değer gerçekten şirin bir Anadolu parçasıdır.
Yamaç Paraşütü Turizmi
Karagöl Yaylası, Taraklı’ya 20 km uzaklıkta. Çanak şeklindeki yayla, karlar eriyince
su ile zümrüt yeşilliğin evliliğine tanık olur Arka fonda çam, meşe, kayın, köknar,
şimşir, ardıç ağaçları var. Karagöl sadece “yeşilsever”lerin dünyası da değil.
Özellikle son yıllarda yamaç paraşütü, kanyoning, yürüyüş ve kamp meraklıları da
buraya rağbet ediyor.
Yamaç Paraşütü
Mevkii: Taraklı Karagöl Yaylası
Parkur: Karagöl yayla bölgesinde yükseklik yaklaşık 1100 mt.
Özellikleri: Pist doğal çim, aynı anda 10 paraşüt serilebiliyor. Bu bölgede hakim
rüzgar kuzey-kuzeybatı yönlerinde esiyor.
Ulaşım: Geyve Taraklı yolu üzeri İstanbul’dan 205 km, Beypazarı-Nalhıhan-Göynük Eski
İpek Yolu Üzeri Ankara’dan 235 km mesafede. 1,5- 2 saatlik bir yolculukla bölgeye
ulaşılıyor.
Ekipman: Yamaç paraşütü, Harnes (kuşam tertibatı), yedek paraşüt (Emercensi paraşüt),
uçuş kaskı, uçuş tulumu veya eşofman takımı, özel üretim vibram tabanlı (şok emici)
yüksek boğazlı özelliği olan bot, telsiz.
Zorluk Derecesi: Başlangıç, orta ve ileri

TARAKLI NÜFUSU
İlçenin nüfusu azalmaktadır. Bunun sebebi büyük şehirlere göçtür. Ancak 17 Ağustos
1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle ilçemiz az da olsa göç almağa
başlamıştır. Yaklaşık olarak nüfusun %50’si köylerde, %50’si İlçe merkezinde
yaşamaktadır. Nüfusun % 51 i erkek, % 49 u kadındır.İlçe Belediyesine bağlı olan 4
mahalleden sadece biri (Yenidoğan Mahallesi) İlçe merkezine 6 km. mesafede
bulunmaktadır. İlçenin merkezinde yaşayan nüfus toplu haldedir.
2010 Adrese dayalı (ADNKS) nüfus sayımı kesin sonuçlarına göre, Taraklı’
nın toplam nüfusu 7.337 ’dir. İlçe merkezinin nüfusu 2983, köylerin nüfusu ise
4354’dır. Yıllık nüfus artışı %0 -16.88 ’dir.

TARAKLI’DA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER
Taraklı Evleri
Taraklı Evleri, uzun yıllar ayakta kalabilmiştir. Üstelik yemyeşil bir doğanın
içinde yer almaktadır. Hıdırlık Tepesi ve Taraklı Hisarının yamaçları ile bu iki
tepe arasındaki vadide kurulu, Taraklı’ya, Göynük cihetinden gelen dere de ayrı bir
güzellik katmaktadır. Tarihi evlerin bazıları 3 asrın üzerindedir. Bu evlerin genel
karakteristiği Osmanlı şehir dokusunu oluşturan üç katlı ev biçimidir.
Yunus Paşa Camii
Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Vezir-i Azamı Yunus Paşa tarafından
1517 yılında yaptırılan Yunus Paşa Camii, kubbesi kurşun kaplı olduğundan, halk
arasında “Kurşunlu Camii” diye anılır. Yunus Paşa Camii, kare planlı, tek minareli
klasik uslupta inşa edilmiş, güzel bir Mimar Sinan eseridir. Cephe duvarları, ince
yontu küfeki taşından inşa edilmiş olup, yine küfeki taşından işlenmiş saçak
kornişleri ile sonuçlanmaktadır.

Tarihi Han
Taraklı, Bağdat Yolu üzerinde olduğundan kervanların Taraklı’da konakladığı ve
yılların hiçbir zaman eskitemediği tarihi han yerli ve yabancı turistlere ben
buradayım gelin misafirim olun, dercesine ihtişamıyla Taraklı’nın tarihini anlatır.
Taraklı Sokakları
Tarihi mekanlarımız arasında kalan ve buram buram tarih kokan daracık sokaklar
Arnavut Kaldırımı mimarisinde yapılmıştır. Sokaklarda yük taşıyanların dinlenmeleri
için dinlenme taşları bulunmaktadır.
Tarihi Hamam
Hamam, ilçe merkezinde, Yunus Paşa Cami’ne yakın bir yerdedir. Hamamın ilk yapıldığın
yıllarda, hamamdan çıkan buhar, yakınındaki Yunus Paşa Camii’ni merkezi sistemle alttan
ısıtılmasında kullanılmıştır. Osmanlı döneminden kalma tarihi bir hamamdır. Ayrı
bölümlerde eski ve yeni iki havuzu var. Huzur dolu ortamında, doğanın içinde şifalı
sularla yapılan kürlerden sonra kendinizi iyi hissetmemek imkânsız.
Çınar Ağacı
İlçenin Yusuf Bey Mahallesi’nde 7 asırlık çınar ağacı Osmanlı Kültürünü gelecek
nesillere aktarmaktadır. Osmanlı devleti topraklarına kattığı her yerleşim yerine
çınar ağacı dikme geleneğinin Taraklı’da da sürdürmüştür. Asırlık çınar ağacı büyük
bir yangın tehlikesi geçirmiş, ancak çok büyük bir zarar görmeden kurtarılmıştır.
Hisar
İlçenin savunulmasında stratejik öneme sahip olan “Hisar Tepesi”tarihi kalıntılar
olan su sarnıçları ile ilçenin kalesi görünümündedir. Hisar tepesi’ndeki iki su
sarnıcı MÖ..1000- MÖ..2000 yılları arasını tarihlemektedir.

Su Değirmeni
Akarsuların başında kurulmuş, su enerjisini dönel hareket enerjisine çeviren çark
sisteminden güç alarak dönerek öğütmeye yarayan; halk dilinde “Kara Değirmen” olarak
anılan, beş taşlı veya iki taşlı su değirmeni köylüler tarafından günümüzde de
kullanılmaktadır.

TARAKLIDA NE YENİR NE İÇİLİR
Sakarya’nın Taraklı İlçesi’nde lokantaların birinde durup yöresel keşkek ve nohutlu
et yemek uzun yoldan gelenler için bir zevk olacaktır.
Bunun yanı sıra Taraklı’nın kendisine özgü bir tatlısı olan Uhut da damaklarda farklı
bir tat bırakabilir. Bunun yanı sıra bölgede Anadolu yemeklerini ustaca yapabilen
birkaç restoran da mevcut.
Böylesine doğal bir ilçede yediğiniz her şey, içtiğiniz su bile damağınızda farklı
bir tat bırakmaktadır. Keşkek, yaprak dolması, hamur işleri vs. Ama başka yerlerde
bırakınız yemeyi belki adını bile duymadığınız bir tatlısı var Taraklı’nın; UHUT.
Bir de köpük helvası var. Köpük Helvası Taraklı’nın çevresindeki diğer yöreler de
biliniyor. Çöğen kökü, yumurta, şeker ve glikozla yapılıp içine tahin katılarak
yeniyor. Ama Uhut çok uzaklardan gelip, Taraklı’larca tanıtılmış bir tatlı. Ve hiç
aklınıza gelmeyen besin maddeleleriyle şeker katılmadan yapılıyor.
Geçtiğimiz günlerde Sakarya Valiliğince yapılan yemek yarışmasındaki tatlılar
bölümünde Uhut 3.lük aldı.
Uhut tatlısı tarifi
Buğday ve sudan yapılan Uhut bir tatlı türüdür. Hiçbir tatlandırıcı kullanılmadan
yapılan, tadını ve lezzetini kendi kıvamından alır. Yapılması uzun sürdüğü ve yorucu
olduğu için özel günlerde yapılır. Uhut yapılırken 18 litrelik teneke tabanından
çiviyle 15-20 yerinden delinir. Delinen teneke yarısına kadar buğdayla doldurulur.
Güneş ışığı almayan loş bir yere ıslatılarak bırakılır. İki günde bir ıslama işine
devam edilir. Her ıslamadan önce buğday iyice karıştırılır. Buğday çimlenmeye
başladığı zaman teneke dolmaya başlar. Çimlenme ilerledikçe buğday topaklanmaya
başlar. Buğdayın topaklanmaya başlamasıyla birlikte ufalanarak bez üzerine serilir.
Ufalanarak birbirinden ayrılan buğday yeniden tenekeye alınıp, ıslatılmaya devam
edilir. Bu işlem 15 gün kadar sürer. Bu zaman zarfında buğday tanelerinin saçak
kökleri ve filizleri 4-5 santimetre. kadar uzar.
Saçak kökleri ile filizleri beyaz olur. Saçak kökleri ve filizleri yeşillenirse uhut
acımtırak olur ve tat özelliğinden uzaklaşır. Yeşerme başlamadan yani olgunlaşan
çimler bir tokmak veya yuvarlak bir taş ile dövülerek ezilip suyu alınır. Elde edilen
bu suya çok az bir miktar su katılarak, büyük bir kap içerisinde kaynatılmak üzere
ateşin üzerine konur. Kaynamaya başlayınca çok katı olmayacak biçimde un ilave
edilerek karıştırılmaya başlanır. Kaynatma işi sıvı halde bulunan bu karışımın
koyulaşmasına kadar devam eder. Koyulaşmaya başladığı zaman üzeri sakızlanmaya başlar.
Bu safhadan sonra artık kıvamını almaya başlamıştır. Kıvamını alan uhut koyu kahve
rengini alır. Uhut 15 dakika daha ateşte tutulduktan sonra, ateşten indirilerek
soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra kavanozlara doldurulup, kahvaltılarda ekmeğe
sürülerek yenir.

 

Pamukova

Pamukova Tarihi

Bugünkü Pamukova halkının ilk insanları; Orta Asya’nın Navarein bölgesinden göç eden
Türk boylarından tüm yurda yayılan Kınık ve Kayı soyundandır. Türk boylarından olan
ilk Türkmenlerin de II. yy sonlarında çevremize geldikleri bilinmektedir.

Selçuklular’ın yöreye hakim olmasından önceki tarihi durumu incelendiğinde,
Pamukova’ da çok çeşitli uygarlıkların yaşamış olduğu görülür.Turgutlu Köyü Pamukova

1-İlk çağlarda Hitit ve Bitinyalılar.

2-MÖ VI. yy. da merkezi Passinüş (Afyonkarahisar) olan Frigyalılar.

3-Çok kısa zaman ilk çağ içinde Megaralılar.

4-Traklar (Tretler) MÖ VI. yy.

5-Persler (İranlılar) MÖ.IV. yy.

6- MÖ IV. yy da Mekedonyalılar.

7- MÖ III. yy da Selevkoslar.

8-MÖ. I. yy. da Romalılar.

9-MS. 395 Yılında Roma İmparatorluğunun bölünüşü ile Doğu Romalılar.

10-Emevi halifesi Abdul Malik in İstanbul’u fethe teşebbüsü ile MS 705-750 Yılları
arasında Emeviler.

11-MS. 750 Yılında Emeviler in çekilmesi ile tekrar Bizanslılar.

12-Anadolu Selçuklularının Anadolu’yu fethinden sonra, Osmanlı Devletinin kuruluşuna
kadar Selçuklular hakim olmuşlardır.

1071 Yılında Malazgirt meydan savaşından sonra, Anadolu’yu yurt edinen Türkler,
Selçuklu devletinin temellerini atmıştır. 1072 Yılında Artuk bey çevrede yerleşmiş
olan Bizans’lıları yenmiş, 1091 Yılında da bölgeye Selçuklu Türklerinin tam olarak
hakim olmasıyla Akhisar (Pamukova) civarında bir kısım köyler kurulmuştur. Ancak
Moğol istilası ile Selçuklu devleti çeşitli beyliklere bölünerek parçalanmıştır.
Pamukova ‘nın kurulu olduğu yerleşim alanı beylikler devrinde bir müddet Karesi ve
Germiyan Oğulları beyliğine bağlı kalmış, beyliklerin zayıflaması neticesinde de
çevreye tekrar Bizanslılar hakim olmuşlardır. (1097)

Selçuklu Devletinin parçalanmasından 50 Yıl sonra merkezi bugünkü Bilecik vilayetinin
Söğüt İlçesi civarında kurulan Osmanlı Beyliği, bir kısım beylikleri kendi himayesi ve
egemenliği altına alarak genişlemiş, 1299 Yılında Osman Gazi önderliğinde Osmanlı
Devleti kurulmuştur.

Osmanlı akıncıları 1299 Yılında Bilecik Tekfurluğunu, ve Yarhisar kaleleri fethedilmiş,
1305 Yılında Lefke (Osmaneli) Tekfurluğunu, 1313 Yılında da Akhisar (Pamukova), Geyve ve
Göynük Tekfurluklarını fethederek Osmanlı topraklarına katmışlardır.

Osman Bey ve Osmanlı akıncıları Beğce Tekfurluğunu fethettikten sonra Akhisar
üzerine yürümüş, Aksaray (Akhisar) Tekfuru askerleri ile Osmanlı askerleri Şıhvarmaz
(Şeyhvarmaz) ve Bacı Köylerinin güneyinde karşılaşarak savaşmış, yenilerek yok
olacağından korkan Tekfur; askerleri ile kaçarak Karaceyş (Paşalar) hisarına
gizlenmişlerdir. Tekfurun Karaceyş kalesine gizlendiğini bilen Osman Bey kışı
Bilecik’te geçirmiştir. Baharda oğlu Orhan Bey, Konuralp ve Akçakoca’yı göndererek,
Akhisar ve yöre halkını rahatsız ettiğini bildiği, tekfur ve askerlerinin yaşadığı
Karaceyş kalesini fethetmelerini istemiştir. Karaceyş kalesini fethetmek için
Akhisar’a gelen Orhan Beyin kurnaz bir planı ile, kaleye bir bölük saldırırken diğer
bir bölük yanda ve kale kapısı cephesinde mevziiye girmiştir. Kaleye hücum eden
Osmanlı birliği yenilmiş intibaını vererek kaçmaya başlamıştır. Kaçışın gerçek
olduğunu sanan Tekfur ve askerleri kaçan birliği kovalarken, gizlenmiş olan diğer
bölük kaleyi eline geçirmiştir. Arazide gizlenmiş olan diğer bölük ise kaçan bölükle
birleşip tekfurun askerlerine hücum etmiş, Tekfur askerleri ile kaleye geri dönmek
istediğinde kalenin Osmanlılarca fethedildiğini görerek teslim olmuştur. Karaceyş
Tekfurunun teslim olduğunu öğrenen Tinse, (Rinse,Tirse, Kemaliye) Tekfuru’da teslim
olmuştur.(1314)

Yörenin fethedilmesinden sonra Akhisar ve havalisinin Söğüt’ten idare edilmesinin güç
olacağını anlayan Osman bey (1.Osmanlı padişahı) tarafından çevrenin merkezi durumunda
olan Akhisar “Eminlik” yapılmıştır. Samsa Çavuş’ da “Emin” olarak tayin edilmiştir.
Eminliğin ne kadar devam ettiği kesin olarak bilinmemektedir. Eski Altıntaş mevkiindeki
bulunan mezar taşları yazıtlarından anlaşıldığına göre Akhisar’ın Eminlik olduğu
kesindir.

Yörenin Osmanlılarca fethinden ve Eminlik oluşundan sonra Söğüt civarında Yaşayan
Balaban Türkmenlerinin sanatkar olanları Akhisar (Pamukova)’a çiftçi olanları da yeni
kurdukları köylere yerleşmişlerdir. Hayvancılık yapanları ise İnönü, Kıranyurt, ve
Erikli (Karacasu) gibi yaylalara giderek hayvancılık yapmaya başlamışlardır.

Tapu kayıtlarından da anlaşıldığına göre 18.yy da Akhisar ilk olarak kaza olmuştur.
Akhisar halkının ileri gelenlerinin seçtikleri temsilciler İstanbul’a giderek
Akhisar’ın kaza yapılması için müracaat etmişler; o zamanki hükümet aldığı kararı
padişaha imzalatarak emirnameyi temsilcilere vermiştir. Akhisar’ın kaza oluşu davul
ve zurnalarla kutlanmıştır.1862 Akhisar ı ziyaret eden Fransı Kontu A. D. Mouster
İlçe Mülki Amirinin evinde misafir kalmıştır. Ancak Akhisar 1874 Yılında bugün
nedenini bilemediğimiz sebeplerden dolayı tekrar nahiye yapılmış, kaza teşkilatı
Tekrar Geyve’ye taşınmıştır. Cumhuriyetin kurulmasından sonrada bucak (nahiye)
alarak teşkilatlanmış; Bir müddet de bucak teşkilatının kaldırılması ile kasaba
olarak kalmıştır. Pamukova’nın ilk kaza olduğu yıllarda bugünkü Belediye binası
hükümet konağı olarak yapılmıştır. Akhisar lı çocukların okuyabileceği Rüştiye de
halkın hizmetine açılmıştır.

Pamukova’nın ilk yeri; bugünkü ilçe merkezinin üç kilometre batısında Oruçlu ve
Üçevler köylerinin güneyinde, bugün tarla olarak kullanılan Altıntaş mevkii ve halk
tarafından kasaba diye isimlendirilen yerdir. Pamukova’nın ilk adı Kasaba-i Atik’dir.
Kasaba-i Atik halkı yerlilerinin, ilçe merkezine hangi tarihte ve niçin taşındıkları
kesin olarak bilinmemektedir.Paşalar Köyünden Kambur Eyüp ‘ün dedelerinden
dinlediklerine göre bir defada kırk düğün olan Altıntaş’a yılanların musallat olması
neticesinde halk korkarak Altıntaş’ı terk etmişler şeklindedir. Ancak ilk
taşındıkları yerin Elperek Mahallesi olduğu, taşındıkları bu yere “Yeni Köy” ismini
verdikleri kesindir. Elperek Camii avlusundaki mezar taşının üzerinde yazılı tarihten
anlaşıldığına göre MS.1200 Yıllarında bu civar yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır.
20 Ocak 1993 Tarihinde elektrik kontağı sonucu yanan bugün yerine yenisi yapılan
Elperek Camii civarına taşınan insanlar camii inşaatı için kestikleri kerpiçleri
sıraya dizilip elden ele taşıyarak (elbirlik) camii inşaat alanına getirerek camii
inşa etmişlerdir. Kasabanın büyüyerek gelişmesi neticesinde yerleşim merkezinin adı
Akhisar olarak değişmiştir. Yeni köy adının Akhisar oluşundan sonra Elbirliğin Arapça
da, elperek manasına gelmesinden ve Elperek Camii’ne “elbirlik “kerpiç taşınması
hadisesinden dolayı, camii çevresindeki mahalleye Elperek Mahallesi adı verilmiştir.

İSTİKLAL SAVAŞI ve PAMUKOVA :

Birinci dünya savaşında “İttifak Devletlerinin yenilmesi ile Osmanlı devleti de yenik
sayılmıştır. Çanakkkale de Anafartalar’da Yemen’de büyük kahramanlıklar gösteren,
destanlar yazdıran Osmanlı orduları terhis edilmiş, Osmanlı devleti toprakları “itilaf
devletleri arasında pay edilmiştir. Güney doğu Fransız’lar, Akdeniz bölgesi İtalyanlar,
Ege ve Marmara bölgesi de İngiliz’ler tarafından işgal edilmiştir. Yurdun dört yanının
İşgali neticesinde halk silaha sarılmış, 19 Mayıs 1919 Tarihinde de Mustafa Kemal in
Samsun’a çıkması ile İstiklal savaşı fiilen başlamıştır.

İstiklal savaşının başladığı günlerde İngilizlerin terk ettiği yerleri ve bölgemizin
bir kısmını ve Ege’yi Yunan lılar istila etmiştir. Yunanlıları yöreden kovmak için
silaha sarılan bölge insanlarının teşkil ettiği Müdafaa-i hukuk cemiyeti gibi Milis
kuvvetlerinin kurulması ile Akhisar (Pamukova) ve çevresi de İstiklal savaşına
katılmıştır.

İngiliz, Fransız ve İtalyan (İtilaf devletleri) ‘ların müştereken meydana getirdiği
orduları, İstanbul ve müteakiben İzmit il merkezlerini işgal etmişlerdir. İzmit
mutasarrıflığının işgali neticesinde, valilik il idaresini savaş yıllarında ilçemiz
olan Geyve’ye taşımıştır. İzmit’i işgal eden İtilaf devletleri orduları adım adım
Geyve boğazına yaklaşmışlar, bunu duyan Geyve ve Pamukova halkı Ankara’dan görevli
gelen Alifuat Paşa nın (Alifuat Cebesoy) kumandasında milis kuvvetlerini teşkil
etmişlerdir. Bu milis kuvvetlerinden bir tabur kadarı Geyve boğazındaki demir köprü
civarında karargah kurarak köprüyü savunmuştur. Askere alınmayan gençler ve
ihtiyarlardan meydana gelen Bir kısım milis kuvvetleri de, Menekşe köyünden Merhum
Muhammet Hoca (Mehmet Tuğcu) kuvvetleri ile birleşerek çevreyi savunmaya başlamışlardır.

Müstevli ordularının işgal ettiği İzmit, Büyükderbent, Karamürsel, Gölcük, İznik
kasabası ve köylerinin insanları istila korkusu ile Pamukova ve köylerine
sığınmışlardır. Çevremizdeki çeşitli yerlere sığınan bu insanlar, uzun süre
misafirperver Pamukova ve Geyve halkı tarafından barındırılmışlardır.

Pamukova ve çevresini, Müdafaa-i hukuk cemiyeti çok iyi bir şekilde savunmuş, yöremize
itilaf devletleri ordularının ve Yunan ordularının girmesini engellemişledir. Akhisar
Müdafa-i hukuk cemiyetinin kurucuları ve cemiyetin üyeleri; kasaba eşrafından belediye
reisi Müftü zade Rüştü Bey, tıp öğrencisi Kemal Özsan, Turgutlu Köyünden Ziya Bey,
kasaba eşrafından Mahmutzade Mustafa Bey, Gökgöz Köyünden öğretmen Hüseyin Bey, lise
öğrencisi Fazlı Dinçer, Paşalar Köyünden Aziz Gür Efendi ve Fevziye Köyünden Bakkal
Mehmet Efendidir. Aynı günlerde Geyve İlçesinde de kaymakam Hazım Bey, karakol
komutanı Esat Bey, Rıza Şahin Bey, Sefer Bey ve İlçe eşrafından hafız Fuat Çelebi ve
kardeşi Burhanettin Çelebi müdafa-i hukuk cemiyetini kurarak bölge savunmasına büyük
katkıda bulunmuşlardır.

Akhisar ve Geyve müdafaa-i hukuk cemiyetinin kurucusu ve milis kuvvetlerinin kumandanı,
yöremizin savunmasında büyük katkı sahibi olan Alifuat Paşa buradaki görevinden alınıp,
garp (batı) cephesinde görevlendirilince; yerine Halit Paşa tayin edilmiş, yöre
savunması Halit Paşanın idaresi ve komutasında yapılmıştır. Halk tarafından “Deli
Halit Paşa” diye bilinen yöremizin savunmasında çok büyük kahramanlıklar gösteren
Halit Paşa; Necip Bey adlı bir teğmeni Mekece köprüsünü tahrip etmekle görevlendirip
köprünün tahribini sağlayarak düşman kuvvetlerinin yöremize girmesini önlemiştir.
Halit Paşa 1922 Yılında Mustafa Kemal (Atatürk) ve Mekece ye gelen gazetecilerle
görüşerek yöre savunması hakkında bilgiler vermiştir. Atatürk de Halit Paşa ve
Mekece li Halil İbrahim Ağa yı maddi ve manevi yardımlarından dolayı tebrik etmiştir.
Akhisar Müdafaa-i Hukuk cemiyetine de aşağıdaki telgrafı çekerek teşekkür etmiştir.

Akhisar Müdafaa-i hukuk vekaleti riyesetine

Akhisarın fedakar halkını selamlamakla bahtiyar

ve izhar buyurulan teveccühten dolayı teşekkür ederim.

16 Haziran 1922 Başkumandan

MUSTAFA KEMAL

M.Kemal Emre Hocanın notlarından öğrendiğimize göre, 16 Haziran 1922 Tarihinde Mustafa
Kemal (Atatürk)’in Akhisar’a gelen yukarıdaki telgrafından sonra ikinci bir telgrafın
geldiği o günün PTT müdürü Ata bey tarafından duyurulmuştur. İkinci telgrafta
“kasabanızın en kültürlü bir genci nahiye müdürlüğü görevini , mevcut nahiye
müdüründen eline alsın” şeklinde ki emri gereğince PTT müdürü Ata Bey, bunu Belediye
Reisi Müftü zade Rüştü Beye duyurmuştur. Rüştü Beyde bu işi en iyi tıp öğrencisi Kemal
Özsan’ın yapabileceğini bildirmiş ve yanlarına karakol komutanını da alarak Sadaret
yanlısı olarak bilinen nahiye müdürü hafız Mahmut Beyin makamına giderek, Nahiye
müdürlüğü görevini Kemal Özsan Beye devretmesini istemişlerdir. Makamı devretmek
istemediği halde olay çıkmasından korkan hafız Mahmut bey, görevi devretmiştir.
Daha sonra Mehmet Çuhalıların işlettiği kahve önünde sandalyeye çıkarak sadaret
(Padişah) yanlısı bir konuşma yapan Mahmut bey sandalyeden indirilmiştir. Yeni nahiye
müdürü olan Kemal Özsan Beyin, Ankara hükümetinin yurt bütünlüğü için çalıştığını
anlatan konuşması, Pamukova ve köyleri halkının katılımı ile daha güçlü milis
kuvvetlerinin doğmasına sebep olmuştur.

Akhisar ve Geyve milis kuvvetleri ve tüm yöre halkı; İznik’e kadar gelen Yunan
ordusunun yöreden çıkarılması için gece gündüz demeden çalışmışlar; Karamürsel deniz
iskelesinden aldıkları cephaneyi; Bursa, Gemlik ve İznik Havalisinde çarpışan Türk
kuvvetlerine öküz arabalarıyla taşımışlardır. Bozulan Demiryolundan geçemeyen Trenlerin
getirdiği cephaneyi yükledikleri kara vagonlarını Mekece ye kadar iterek götürmüşler,
oradan mekkareci arabalarına yükleyerek cepheye sevk edip; istiklal savaşının k
azanılmasında büyük destek sağlamışlardır.

CUMHURİYET ve PAMUKOVA

Pamukova’ya Osmanlı imparatorluğunun kurucusu Osman bey tarafından verilen Akhisar adı
Cumhuriyet döneminde de devam etmiş, ilçenin İzmit’e bağlı olduğu yıllarda Sakarya
Akhisar’ı, Geyve Akhisar’ı gibi adlarla anılmış ve yazılmıştır. Manisa vilayetine
bağlı bir Akhisar’ın daha bulunması Askeri yazışmalarda, o günlerin en iyi haberleşme
vasıtası olan mektuplarda kargaşalara sebep olması neticesinde ovada bol ve kaliteli
olarak yetiştirilen pamuk dan esinlenilerek Akhisar’ın adı 1937 Yılında çıkarılan özel
bir kanunla Pamukova olarak değiştirilmiştir.1938-1939 lu yıllarda da çıkarılan özel
kanunlarla Tesbene;(Fevziye), Evrenli; (Cihadiye), Dana; (Turgutlu), Tirse; (Kemaliye),
köylerinin yabancı dillerden gelen adları yeni isimleri ile değiştirilmiştir.

Pamukova’nın ilk olarak hangi tarihte Belediye yapıldığı bilinememektedir. Ancak
İstiklal savaşı günlerinde Belediye başkanının Müftü zade Rüştü bey olduğu beldede
yaşayan yaşlı insanlar tarafından ifade edilmektedir. İstiklal savaşını takip eden
yıllarda Cumhuriyetin ilanıyla belediye kanunlarının çıkarılarak yürürlüğe girmesi
neticesinde; nüfusun az oluşu nedeniyle 1926 yılında belediye teşkilatı kaldırılmıştır.

1945 Yılında; Kasaba-i atik de ikamet eden İnegöl ve Gölpazarı göçebelerinden
semercilik, Demircilik, sepetçilik, Kalaycılık gibi işler yapan göçebe ırkın Cedit
mahallesindeki boş araziye yerleştirilmeleri ile Belediye kurulabilmesi için yeterli
olan 2000 nüfusa ulaşılarak Pamukova Belediyesi kurulmuştur.1946 Yılında yapılan
mahalli seçimlerde Sami Karadayı ilk Belediye reisliğine seçilmiştir.Pamukova da, nahiye
olduğu 1874 Yılından 1951 Yılına kadar bir Nahiye müdürlüğü ve
Jandarma Karakol komutanlığı vardır. 1952 Yılında Mahkeme teşkilatı, Hükümet Tabipliği,
Nüfus memurluğu ve Tapu memurluğu teşkilatları kurulmuştur. Bu kuruluşlar 1963 Yılına
kadar, bir kaza sonucu yanan Hükümet konağında çalışmışlardır. Ancak; 1968 Yılında,
tüm nahiye teşkilatı kaldırılmış; Pamukova’nın asayişi bile ilçe merkezi olan Geyve
deki ekipler tarafında idare edilmeye başlanmıştır. 25 Mart 1968 Tarihinde, Geyve
kaymakamı halkın tertip ettiği bir toplantı için Pamukova’ya davet edilmiştir. Halkın
huzursuz olduğunu belirten karakolun tekrar geriye getirilmesini isteyen 40-50 İmzalı
bir dilekçe verilmiştir. Pamukova’nın E 25 Karayolu üzerinde oluşu asayişin bu yüzden
zor olacağı anlatılmış, polis noktası veya Jandarma birliğinin teşkilatlandırılmasını
istemiştir. Bu olayın sonucunda ise Pamukova’ya Jandarma teşkilatı tekrar kurulmuştur.
Uzun yıllar ilçe olmak için mücadele veren, bazen ilçe olan, bazen bilinemeyen
nedenlerle ilçe teşkilatı feshedilen, Pamukova ilçe halkı 19 Haziran 1987 Tarih ve
3392 Sayılı kanunla emeline kavuşmuş, 7 Eylül 1987 Günü ilçe olmayı kuruluş
şenlikleri olarak davul, zurna ve köçeklerle kutlanmıştır. KAYNAK = PAMUKOVA.
NET SİTESİNDEN ALINMIŞTIR

Share